Sosyolojik Propaganda Nedir? Hayatın İçinden Bir Bakış
Bir akşam, İzmir’deki sahilde yürürken, bir grup arkadaşımın “Sosyolojik propaganda nedir?” diye sorduğunu duydum. Hep birlikte kahkahalarla güldük, çünkü bu kadar derin bir soru, genellikle “Ya da ne olur ya, gidelim şuraya, bir şeyler yiyelim” demek kadar basit olmalıydı, değil mi? Ama derin düşünmeye başladım. “Nedir bu sosyolojik propaganda?” diye, acaba gerçekten bir insanın beynine sosyolojik propaganda mı yapılır? İşte bu yazı, tam da o anda kafama takılan bu sorunun cevabını bulmaya çalıştığım bir yolculuk olacak. Ama merak etmeyin, fazla derinlere dalmadan, bazen kafa karıştıran ama komik sahnelerle anlatacağım.
Sosyolojik Propaganda: “Düşün, ama çok da düşünme!”
İzmir’de sabah kahvesi içmek, en güzel şeylerden biri olabilir. Tabii, bir de üstüne “sosyolojik propaganda nedir?” gibi bir soru sormadan önce beynimi patlatıp düşünmek eklenince, her şey biraz daha karmaşık hale geliyor. Propaganda, aslında çok basit bir şeydir. Herkesin farklı bir şekilde gördüğü, duyduğu ve hissettiği şeylerin, bir şekilde kamuoyuna sunulması, yalanlar ya da gerçeğe benzeyen şeyler etrafında dönen bir mesele. Yani propaganda, fikirleri, doğru-yanlış demeden, geniş kitlelere yayma eylemi. Ama sosyolojik propaganda, biraz daha farklı. Bu, toplumun davranışlarını değiştirmeye yönelik bir tür “toplumsal yazılım” gibidir. Kişisel fikirlerin değil, toplumsal yapının şekillendirilmesidir.
Mesela, her sabah işe gitmek için metroya bindiğinde, her şey o kadar normaldir ki… Herkes aynı kafada, aynı gözlükleri takmış, kafasında aynı “Bugün de aynı güne uyanıyoruz” şarkısını mırıldanır gibi yürür. Bu da bir tür sosyolojik propaganda. İnsanlar her sabah aynı şekilde, aynı saatte, aynı yolda ilerlerken, toplumsal normlar – ya da bir başka deyişle, kimseye söylemeden yapmaya zorlandığımız alışkanlıklar – devreye girer. Bu, “Herkes böyle yapıyorsa, ben de böyle yapmalıyım” düşüncesiyle şekillenir.
Bir Gün Bizim de Propagandamız Yapılacak mı?
Bunun farkına varmam, sabah yürüyüşü yaparken oldu. Bir grup insan, sabahları spor yapmayı “gelişmiş toplum davranışı” olarak kabul ediyor. Ama o sabah, kendimi o kadar da gelişmiş hissetmedim. Çünkü fark ettim ki, spor yapmak da aslında “sosyolojik propaganda” ile şekilleniyor. Yani, tüm bu “sağlıklı yaşam” akımlarının çoğu, aslında belirli bir dönemin, belirli bir sınıfın oluşturduğu toplumsal normlardan başka bir şey değil. Çıkıp spor salonuna gitmek, sağlıklı yiyecekler yemek ve “Ben veganım” demek, biraz da toplumun seni farklı şekilde görmesini sağlayan bir strateji. Herkesin yaptığı şey, bir anda norm haline gelir ve sonra biz de “Bu nasıl oluyor?” diye düşünmeden, o toplumsal yapıya doğru ilerleriz.
“Bu sabah kahvaltıda ne yediğimi düşünmüyorum, ama sağlıklı yaşam konusunda seni yönlendiriyorum!”
Çok sıradan bir örnek değil mi? Ama aslında bu da bir tür sosyolojik propaganda. Çünkü bir süre sonra sağlıklı yaşamak, sadece bireysel bir karar olmaktan çıkar ve toplumda kabul gören bir değer haline gelir. Ve işte bu noktada, her şey bir sosyal yapının parçası haline gelir. Bunu biraz daha esprili bir bakış açısıyla ele alırsak, sağlıklı yaşam da bir tür sosyal medya propagandası gibi olur. “Bak, ben sağlıklıyım, o zaman ben de senin gibi sağlıklı olmalıyım, değil mi?” Bu tür bir düşünce, zamanla hepimizin içinde yavaşça yerleşir.
Sosyolojik Propaganda ve Popüler Kültür
Popüler kültür de sosyolojik propaganda konusunda önemli bir yer tutuyor. Yani, hepimiz, küçük yaşlardan itibaren, televizyonlarda, reklamlarda, sosyal medyada gördüğümüz yüzlerce “ideal” insan figüründen etkileniyoruz. Mesela, reklamlarda gördüğümüz o pürüzsüz ciltler, mükemmel fiziklerle donanmış insanlar… Hepimiz bir şekilde bu propaganda sayesinde, “Mükemmel olmak zorundayım” diye düşünmeye başlıyoruz. Bir yanda “sosyal medyada ne kadar popülerim?” diye sorgularken, diğer yanda “Gerçekten sağlıklı mıyım?” diye düşünmemiz de aynı sistemin bir parçası.
Ve bu konuda herkesin bir “sosyal medya kahramanı” var. Bir arkadaşım var mesela, sürekli Instagram’da sağlıklı yaşam içerikleri paylaşıyor. Kahvaltılarının fotoğraflarını, zeytinleri, avokadoları her sabah story olarak paylaşıyor. Bazen şunu düşünüyorum: “Kardeşim, bu kadar sağlıklı bir insan nasıl hala gece 3’te pizza yer?” Ama bakın, işte burada bir çelişki var. Bu çelişki, bizlere yönelik bir sosyolojik propagandanın ürünüdür. Kimse kusursuz değil, ama herkes bir şekilde toplumsal normları yerine getiriyor. Eğer bu normları yerine getirmezseniz, dışlanıyorsunuz. Sosyolojik propaganda, tam da burada devreye giriyor.
Sosyolojik Propaganda ve Benim İç Sesim
İç sesim de bazen bana “Sosyolojik propaganda nedir?” sorusunu soruyor. Özellikle bir partide, herkes birbirine “Hadi gel, dans edelim!” dediğinde, içimden “Yapma, gerçekten dans etmene gerek yok, çünkü sadece herkesin yapmasını istiyorsun!” diyorum. Ama sonra ben de müziğin ritmine kapılıp dans etmeye başlıyorum. Çünkü toplum seni böyle yönlendiriyor, başka bir şekilde hareket etmek, “Farklı” görünmek seni biraz yalnızlaştırabilir. Sonuçta, kendi içimdeki “normal” olma arzusuyla hareket ediyorum. İşte bu da bir tür sosyolojik propaganda. Kimse sana doğrudan “Bunu yap” demiyor ama sen, toplumsal normları yerine getirmeye zorlanıyorsun. Her şey, seni o sosyal yapıya yerleştiren bir dış etkenin sonucu oluyor.
Sosyolojik Propaganda ve Sonuçları
Sosyolojik propaganda, gerçekten düşündüğümüzde, hayatımızı nasıl şekillendirdiğini daha net görmemizi sağlıyor. Bizim dışımızda, dışarıdan gelen sürekli uyarılar, bizi “normal” yapmaya çalışıyor. Ama bazen, bunun farkına varıp kendi yolumuzu seçmek, bu dış baskıya karşı koymak da çok değerli. Eğer sosyolojik propagandaya karşı durabilseydik, belki de daha özgür ve daha rahat olurduk. Ama bunun yanında, insanın içinde yaşadığı topluma ait olma isteği de çok kuvvetli bir dürtü. Sosyolojik propaganda, bu istekle birleştiğinde, bazen kendi düşüncelerimizi bile sorgulamadan ilerliyoruz.
Sonuç olarak, sosyolojik propaganda nedir diye sorduğunda, cevabım şu: Toplumun sana “Ne yapman gerektiğini” sürekli hatırlatmasıdır. Bazen aklın buna karşı koyar, bazen de sadece “Hadi yapalım, herkes yapıyorsa ben de yapayım” diyerek devam edersin. Ama işte, tam da bu nokta, bizim her şeyin farkında olup da, bazen kafamıza göre gitme gücümüzü kazanmamızın gerekliliğini hatırlatıyor. Çünkü her zaman şunu unutma: Sosyolojik propaganda, bazen sadece senin ne yapman gerektiğini bilmen için gerekli bir uyarıdır.